"Hayatlarına bir hayvanı kabul etmeden yaşayanların eksik yaşadıklarına inanırım ben.Ama yine de bugüne kadar bir hayvanınız olmasa da,sokak köpeklerinin size nasıl baktıklarına,gözlerinin içine sizi nasıl çektiklerine dikkat edin bir,bunun farkına vardığınızda herşeyi anlamaya başlayacaksınız bence..."
13 Şubat 2014 Perşembe
O ARTIK MELEK...
"Hayatlarına bir hayvanı kabul etmeden yaşayanların eksik yaşadıklarına inanırım ben.Ama yine de bugüne kadar bir hayvanınız olmasa da,sokak köpeklerinin size nasıl baktıklarına,gözlerinin içine sizi nasıl çektiklerine dikkat edin bir,bunun farkına vardığınızda herşeyi anlamaya başlayacaksınız bence..."
30 Aralık 2013 Pazartesi
YENİ YIL SENİN, KORKMADAN YAŞA...
23 Aralık 2013 Pazartesi
KABUS ...
Bu nedir böyle? Geçen haftadan beri paçavraya dönmüş durumdayım.Eskiler, gribe, boşuna paçavra hastalığı dememişler. Yattığım yerde kabuslarla boğuşuyorum.
Dünyanın bir köşesinde bir ülke...Bende o ülkede yaşıyormuşum. Muz Cumhuriyeti miydi neydi adı ? Ülkenin bir köşesinde çocuklar elektriksiz, soğukta, karın altında zatürre olup ölüyor, karın içinde ayaklarında terliklerle okula gitmeye çalışıyor, işsizlikten, borçtan kendini yakanlar...Derken bir olay patlak veriyor.Büyük yolsuzluk operasyonunun görüntüleri, telefon konuşmaları ortalığı sarıyor.Rüşvet, altın kaçakçılığı, kara para aklama, akıl almaz para miktarları...Dış mihraklar, karanlık güçler lafları...Aylardır destan yazan, ülkenin polis teşkilatının, hallaç pamuğu gibi atılması...
Offfff daralıyorumm... Yeter uyandırın beni...
B.V.
13 Aralık 2013 Cuma
ERDAL EREN...
9 Aralık 2013 Pazartesi
GOOD BYE LENİN !
5 Aralık 2013 Perşembe
DELİLER !
George Orwell “delilik tek kişilik azınlıktır” demiş çok zaman önce…Belki de kişinin en saf hali, gerçek biz...
Deliler genellikle " sahipsiz " kalmışlardır. Neden?
3 Aralık 2013 Salı
CİNS KIRIMI...
"Şimdi dünya boşlukta yavaş
Sen bütün canlılardan uzaksın yalnızsın
Rüzgâr uslandı doruklarda
Dağ çiçekleri uykuya vardı
Ay bacadan aştı uyumaz mısın"
(Gülten Akın)
(Resim 100x100 B.V.)
2 Aralık 2013 Pazartesi
PAKOCAN
16 Sene önce bir köpek sahiplenelim mi derken ansızın girdi hayatımıza. 2 Aylık güzeller güzeli,tatlı mı tatlı bir bebişti. O güne kadar hep sokaktaki kedi ve köpeklerle haşır neşir olmuştum.İlk aylarımız bir kabus gibiydi. Tuvalet eğitimi verene kadar, evdeki halılar silinmediği kadar silindi, yıkandı. Ama o kadar tatlıydı ki kızmak ne mümkün...Tuvalet eğitimi için verdiğim ödül çikolatasını bile, önce anlayamadı, her çiş yaptığında ödül alacağını sandı :) karşıma geçer , gözümün içine baka baka çişini yapar çikolatasını beklerdi. Büyüdükçe, bizi kızdırmaktan öte güldüren huylar ortaya çıkarttı. Ailecek evden çıktığımızda, banyodan tuvalet kağıdı sokak kapısına kadar antre boyunca çekilir, didik didik edilir, kapıyı açıp tam basacağımız yere bir çiş gölü bırakılırdı.Ve eve girdiğimizde, onu,banyoda kapının arkasında "ceza yeri"nde bulurduk.:) "yaparım, cezamı da çekerim" şeklinde kendi çapında meydan okurdu. Her zaman sokakta beslediğim köpekler olmuştur. Anneler, yavrular... Bunu hissettiği an,evde mamalarını saklamaya kalkar, dışardakilere her yemek götürdüğümde bana ait bir eşyayı dönüşte parçalanmış bulurdum.Kıskanç kızım benim:)Ama yine de kızamazdım ki...
Onun maceraları anlatma bitmez. Onun sayesinde, etrafımızda, hayvanları sevmeyi, onları kabul edip saygı duymayı öğrenenler oldu. Şimdi 16 yaşının içinde. Ve yaşlanma süreçleri insanlar gibi... Kulakları ağırlaştı, hareketleri ağırlaştı, gözlerinde katarakt başladı, dişleri dökülüyor...
Ona rahat bir yaşlılık sağlamaya çalışırken, ne yazık ki, veterinerinin yanlış bir operasyonu yüzünden son bir senemiz Veteriner Fakültesi kapısını aşındırmakla geçti.
Bu sabah yine oradaydık. Hastalığı metastaz yapmış ve akciğerinde bir tümör mevcut. Sevgili Pako'm yaşlandıkca kendimi doğal sürece hazırlasam da, onu çaresiz görmek içimi çok acıtıyor. Bir köpek bir insanın ruhuna bu kadar derin mi etki eder? Hayatımıza renk, anlam ve sevgi katan Pako'mla belki de yolun sonuna geldik.
Bir çok insana, tüm canlıların yaşam hakkına saygıyı ve hayvan sevgisini hissettirdiğin için, hayatımıza kattığın renk için çok teşekkür ederim SEVGİLİ KÖPEĞİM...
B.V.
29 Kasım 2013 Cuma
KATHE KOLLWİTZ' den CUMARTESİ ANNELERİNE...
18 Kasım 2013 Pazartesi
MUNCH | WARHOL
CerModern ve Norveç Büyükelçiliği, yirminci yüzyılın en sıradışı ve yaratıcı iki baskı ustasını, Edvard Munch ve Andy Warhol’u sıradışı bir sergiyle Ankaralı sanatseverlerle buluşturdu.
15 Kasım 2013 Cuma
MEXICAN ART- Gelenekten Modernizme Meksika Sanatı
Geçen cumartesi Cer Modern’de sanat dolu bir gün geçirdim.
5 Kasım 2013 Salı
CİNS KIRIMI
Uzuuun bir aradan sonra merhaba...
Kadına yönelik şiddetin ve çocuk gelinlerin hüzünlü öyküleri, geleneksel önkabuller, devletin ve toplumun duyarsızlığı ile büyüyor.Kız çocuklar, aile için gözden çıkartılabilecek "fazladan bir boğaz".Gelin gittiği ailede yediği yemeğin karşılığını erkeğe cinsel hizmet ve ev işleri ile ödemek zorunda olan bir köle.
Nasıl duyarsız kalınabilir ki?
29 Ocak 2012 Pazar
SAVAŞ ATI
Dünyanın en azametli, en zarif, en güçlü ve en güzel hayvanlarındandır atlar. Her hareketi hatta hareketsizliği estetiğin ayrı ayrı tanımı olabilecek canlıdır. Yıllar yılı üstündekilerle birlikte savaşlara girmiş ölmüş, boyuna koşturulmuş, sakatlanınca vurulmaya razı olmuş.. Zeki,bakışları ve hareketleriyle her istediğini anlatabilen,yeri geldiğinde küsen,inanılmaz derecede duygusal ve asil…Soylu güzelligi , vefakarligi , metaneti , cesareti , akli, gücü ile binlerce yıldır insanoğlunun yoldaşı...
Ve bugün Steven Speilberg’in Oscar adaylarından War Horse filmini izledim. Bir zamanlar çok yakın olan ama kaderlerinin ayrı düştüğü bir atla çocuğun yolculuğunu anlatan etkileyici bir hikaye War Horse.
Albert adında genç bir çocukla sevgili çiftlik atı Joey'nin 1. Dünya Savaşı'nın başlangıcında geçen sürükleyici hikayesini anlatıyor. Joey, Albert'in babası tarafından bir İngiliz süvarisine satılır ve Büyük Savaş'ın arka planında sıra dışı bir yolculuğa çıktığı cephe hattına gönderilir. Joey, yolculuğunun her adımında karşısına çıkan engellere rağmen karşılaştığı bütün hayatları etkiler ve değiştirir. Arkadaşını unutamayan Albert, arkadaşını bulup eve getirmek amacıyla Fransa'daki savaş meydanına gitmek üzere evden ayrılır.
Atın savaş boyunca yaptığı sıra dışı yolculuğu anlatan film duygusal sona yaklaşırken atın karşılaştığı herkesin- İngiliz süvarilerin, Alman askerlerinin, bir Fransız çiftçi ve onun torunun - hayatlarını nasıl değiştirip onlara ilham verdiğini konu ediyor.
12 Ocak 2012 Perşembe
LA ROXELANE
Pek dizi izleyen biri değilim ama ilk bölümden itibaren ” Muhteşem Yüzyıl” tutkunu oldum çıktım.Elbette bunun nedeni Süleyman değildi. Kadınlarla dolu dış dünyaya kapalı bir yapıydı beni diziye çeken.Zaten bugüne kadar pek konuşulmuş bir yapı değil “harem”. Kimbilir arkasında ne hikayeler, ne acılar var. Osmanlı tarihi boyunca yığınla kadının yolu oradan geçmiş veya orda noktalanmış. Harem müthiş bir hiyerarşinin yaşandığı, entrikanın mücadelenin olduğu, başarının sultana yakın olmakla ölçüldüğü bir yer.Ve yüzyıllarca süren imparatorlukta duyduğumuz kadın isimleri bir elin parmakları kadar.. Hürrem Sultan’da bunlardan biri…Diziyi de ilgiyle izlememin nedeni, her ne kadar kurguda olsa, bir kadının o yapı içinde bütün teamülleri alt üst ederek verdiği varolma mücadelesi.
“Gerçek adı Alexandra Anastasia Lisowska. Osmanlı Sarayı'da Kanuni Sultan Süleyman tarafından Türkçe'de neşeli, soylu kişi anlamına gelen Hürrem adı verilir. İşte Osmanlı'nın en güçlü kadınlarından Hürrem Sultan'ın çeşitli tarihçilerden kısa yaşam öyküsü:
Hürrem Sultan Osmanlı İmparatorluğu'nda ilk nikah kıydırtan sultandır. Hürrem Sultan'ın sarayda cariye maaşı aldığı ve bu paraya ihtiyacı olmadığı için parasını Mekke'ye bağışlamak istediği söyler. Ancak kölelerin dini yerlere (Mekke, Medine vb.) bağış yapması günah kabul edildiği için Kanuni'den onu azat etmesini ister. Kanuni Sultan Süleyman da bağış için Hürrem Sultan'ı azat eder. Hürrem artık cariye değildir. Bir gün Kanuni Hürrem Sultan'ı odasına çağırttı ama Hürrem bu teklifi reddetti. Kanuni'ye, “Artık ben sizin malınız değilim. Beni kölelikten azat ettiniz. Sizinle beraber olmam zinaya girer” der ve bu nedenle Kanuni Sultan Süleyman Hürrem Sultan'ı nikahına almak zoruna kalır.
Hürrem Sultan, Kanuni Sultan Süleyman'a bir kız, dört erkek çocuğu doğurdu. En büyük oğlu Mehmet Şehzade tahta çıkamadan öldürüldü. İkinci oğlu Selim tahta çıktı. Diğer çocukları da Beyazıt ve Cihangir Şehzadelerdir. Kızı Mihrimah Sultan'ı Vezir-i Azam Rüstem Paşa ile evlendirerek Vezir-i Azam'la bir ittifak oluşturur. Kanuni, yeniçeriler tarafından çok sevilen oğlu Mustafa'yı kendisini tahttan indirmeyi planladığı inancıyla öldürtür. Hürrem Sultan'ın Kanuni'yi bu kararda etkilediği inancı yaygındır. Şehzade Mustafa'nın öldürülmesinden sonra Mahidevran Sultan iyice gözden düştü. Yaşamının büyük bir bölümünü fakir olarak oğlunun mezarının bulunduğu Bursa'da geçirdi. Devlet yönetiminde etkili olan Hürrem Sultan, İran savaşını destekledi. Ruslar ve Lehlerle barış içinde yaşanılmasını sağladı. Hürrem Sultan 18 Nisan 1558 tarihinde eşi Kanuni Sultan Süleyman'dan 8 yıl önce 52 yaşındayken öldü.
Batı'da Roxelena adıyla bilinen bu güçlü sultanın ünü çağları ve ülkelerin sınırlanın aşıp yaramaz bir çocuk gibi oradan oraya koştururken,klasik dönem bestecisi Franz Joseph Haydn'a çarpmıştı.Haydn'ın Hürrem Sultan'dan esinlenerek bestelediği 63.Senfoni ,'La Roxelane'adıyla da anılıyor zaman zaman.Haydn,Hürrem Sultan'ın çağdaşı değildi.Franz Joseph Haydn dünyaya geldiğinde Hürrem Sultan'ın ölümünün üzerinden yüz yıldan fazla zaman geçmişti.Ancak ün de aynı müzik gibi zamana boyun eğmiyor”
Şimdi düşünüyorum da belki bazı Türk erkekleri Hürrem Sultan'a küsmüştür. Çünkü o Padişah'a bir kadını sevmesini, tek kadınla yaşamasını öğretti. Çok erkek için bu gerçekten çok zor...
3 Ocak 2012 Salı
Sonsuzluk Ve Bir Gün
|
29 Aralık 2011 Perşembe
MİM : Yeni Yıl Dileklerim
11 Kasım 2011 Cuma
BAKÜ – BAKI ( Rüzgarın şehri )
5 Kasım günü Azerbaycan Hava yolları ile Bakü ‘ye Doğru yola çıktık. 2.5 Saaatlik bir yolculuktan sonra, ismini bad-ı kübra’dan alan , daima esen Bakü’deydik. Akşam saati vardığımız için,Hazar kıyısında bir gezinti, bir şehir turu ve akşam yemeğinden sonra evdeydik.
Ertesi sabah kaltığımızda bizi bir sürpriz bekliyordu.Tipi,boran ortalık…Doğru dürüst kar yağmayan şehir bizi karla karşıladı.Bir de buna Bakü’nün rüzgarı eklenince burnumuzu çıkartamadık dışarı.Bütün günü evde geçirdikten sonra akşamüzeri soluğu bir gürcü restoranında aldık. Khinkali, haçapuri,isimlerini şu anda hatırlamadığım leziz et yemekleri ve mükemmel ev şarabı … Ancak masayı silip süpürdükdükten sonra fotoğraf çekmek aklıma geldi.
Şehrin hertarafı birbirinden güzel park ve bahçeler ve heykellerle dolu.Ama ne yazık ki hertarafta da 20-25 katlı inşaatlar yükseliyor.
Şehrin merkezi, bir yaya bölgesi olan, restoranların, mağazaların, cafelerin yer aldığı Targovi.Bütün türk markalarına burada rastlıyorsunuz. Birde Park Bulvar adında bir Avm leri var ,orasıda aynı şekilde. Yani hiç yabancılık çekmiyorsunuz.
Akşam bir azeri restoranındaydık.bizden pek farklı değildi.Et ağırlıklı bir mutfak kebab ve ızgara…Votka içilmesi konusunda ısrarcı olsa da şef garsonumuz, tercihim rakıydı.
Oldukça pahalı bir şehir Bakü. 1 manat= 1 euro, paraları kıymetli. Alışveriş için özel birşeyleri yok.Hayatları petrol . Ama bir hediyelik eşya dükkanında Lenin’in eski bir büstünü gördüm aldım.Dünya… nerden nereye…
Devlet mezarlığı sanki bir açıkhava heykel müzesi gibiydi. Sanatçıların, ileri gelen kişilerin mezarları birer sanat eseri sanki. Biraz ileride ise Shahidlar Xiyabani (Şehitler Mezarlığı) var. Azerbaycan’da şehit olan Türk askerlerin anıt mezarı ile Türk Diyanet Vakfı’nın yaptırdığı cami de bu noktada.
Müzeler galerilerde gezildi tabii. Modern Sanatlar Müzesi’ne hayran kaldım ve Mikail Abdurahmanov’un resimlerine…
Hava şartları nedeniyle Bakü dışındaki milattan önce 3-1’inci bin yıllara ait arkeolojik yerlere gidemedik.Umarım baharda bir yolculuk daha yapar oralarıda gezerim.
Salamat qalın. Görüşərik.






































