
Geçen hafta fragmanını izlediğim Mahsun Kırmızıgül filmi “New York’ta Beş Minare” filmine , galiba bu sefer Mahsun bir şeyler yapmış diyerek ,koşa koşa gittim.
Filmin resmi sitesinde konusu; “Kırmızı bültenle aranan ve ismi fenomene dönüşen radikal dinci bir örgütün lideri Deccal kod adlı suçlunun Amerika’da yakalandığı bilgisi gelir. Teşkilatın en başarılı iki polisi Amerika’ya suçluyu teslim almaya giderler. Bundan sonrası kolay gibi görünür ama hiçbir şey göründüğü gibi değildir. İstanbul, New York, Bitlis üçgeninde geçen hikaye, yakın dönemin Türkiye’sini sorgularken, 11 Eylül sonrası Amerika ve dünyanın İslam ile olan paranoyasının altını çizecektir” şeklinde özetlenmiş.
Mahsun Kırmızıgül için önyargılı değilim ama maalesef yine, ne sağlam bir senaryo, ne sağlam bir kurgu ne de sağlam bir yönetmenlik…Mutlaka beğenenler de olacaktır.Bir film eleştirmeni değilim ve genellikle beğendiğim filmleri paylaşırım.Bu kez öyle olmadı.çok kısıtlı bütçelerle,gerçekten sinema adına iyi niyetle yapılan filmler çok az salon bulabilirken hatta bulamazken, gittiğim sinemada iki salonda gösterimdeydi New York’ta Beş Minare ve sanırım 800 küsür salonda gösterime girmiş.
Film, bir gazetecinin aracının havaya uçması sahnesiyle başlıyor, “suçlular bulundu mu ?
- hayır , bu tür olaylarda malesef suçlular bulunmuyor “ gibi basit bir replikten öte yer almıyor.Bu ve bunun gibi sahneler filmde hiçbir yere oturtulmamış. Ülkücülerin yemin töreni,Ali Sürmeli’nin başını çektiği cemaat gibi…Mahsun’a gelen bir telefondan sonra onlarla ilgili bir şeye rastlamıyoruz filmde bir daha.Fragmanlarda kullanılarak film çarpıcı hale getirilmiş. Kötü adamın hemen yakalanması ve nasıl yakalandığının da meçhul olması aynı şekilde aksıyor.
Sanırım Kırmızıgül, ılımlı İslam,radikal İslam, dinler arası diyalog gibi ( bu arada bir de kan davası var filmde ) bir şeyler yapmaya çalışmış ama kırmızı bültenle aranan bir adamı gayet profesyonel bir şekilde şekilde kaçıran bir cemaatin çok masum gibi gösterilmesi de biraz soru işaretleri oluşturdu kafamda. Mahsun Kırmızıgül sanki sol gösterip sağ vurmuş.
Diyaloglarla ilgili de çok şey söylenebilir ama kendimi daha fazla Atilla Dorsay hissetmeden noktalıyayım.:)
Filmin resmi sitesinde konusu; “Kırmızı bültenle aranan ve ismi fenomene dönüşen radikal dinci bir örgütün lideri Deccal kod adlı suçlunun Amerika’da yakalandığı bilgisi gelir. Teşkilatın en başarılı iki polisi Amerika’ya suçluyu teslim almaya giderler. Bundan sonrası kolay gibi görünür ama hiçbir şey göründüğü gibi değildir. İstanbul, New York, Bitlis üçgeninde geçen hikaye, yakın dönemin Türkiye’sini sorgularken, 11 Eylül sonrası Amerika ve dünyanın İslam ile olan paranoyasının altını çizecektir” şeklinde özetlenmiş.
Mahsun Kırmızıgül için önyargılı değilim ama maalesef yine, ne sağlam bir senaryo, ne sağlam bir kurgu ne de sağlam bir yönetmenlik…Mutlaka beğenenler de olacaktır.Bir film eleştirmeni değilim ve genellikle beğendiğim filmleri paylaşırım.Bu kez öyle olmadı.çok kısıtlı bütçelerle,gerçekten sinema adına iyi niyetle yapılan filmler çok az salon bulabilirken hatta bulamazken, gittiğim sinemada iki salonda gösterimdeydi New York’ta Beş Minare ve sanırım 800 küsür salonda gösterime girmiş.
Film, bir gazetecinin aracının havaya uçması sahnesiyle başlıyor, “suçlular bulundu mu ?
- hayır , bu tür olaylarda malesef suçlular bulunmuyor “ gibi basit bir replikten öte yer almıyor.Bu ve bunun gibi sahneler filmde hiçbir yere oturtulmamış. Ülkücülerin yemin töreni,Ali Sürmeli’nin başını çektiği cemaat gibi…Mahsun’a gelen bir telefondan sonra onlarla ilgili bir şeye rastlamıyoruz filmde bir daha.Fragmanlarda kullanılarak film çarpıcı hale getirilmiş. Kötü adamın hemen yakalanması ve nasıl yakalandığının da meçhul olması aynı şekilde aksıyor.
Sanırım Kırmızıgül, ılımlı İslam,radikal İslam, dinler arası diyalog gibi ( bu arada bir de kan davası var filmde ) bir şeyler yapmaya çalışmış ama kırmızı bültenle aranan bir adamı gayet profesyonel bir şekilde şekilde kaçıran bir cemaatin çok masum gibi gösterilmesi de biraz soru işaretleri oluşturdu kafamda. Mahsun Kırmızıgül sanki sol gösterip sağ vurmuş.
Diyaloglarla ilgili de çok şey söylenebilir ama kendimi daha fazla Atilla Dorsay hissetmeden noktalıyayım.:)
25 yorum:
ben de filmi uzun zamandır bekliyorum haftaiçi bi akşam gidip izlicem. herkeste farklı görüşler olduğu için tamamen tarafsız şekilde gidip izlemek en güzeli sanırım :)
Bazen sanata aç ve susamış olarak koşar, bir şeyler içmeden, yemeden döneriz. Doğrusu bende merak ediyorum. Sinemayı kitapları, tiyatroyu eleştirecek kadar sanatsever olmak çok güzel bir şey.
herkesin bakış açısı farklı :) ben beğenmiştim. Şablon konusunu akşam dersten gelince halledelim.Şimdi derse gidiyorum :)
“New York’ta Beş Minare” filmi hakkında daha önce bilgilenmiştim. Bu açıklamaların doğrultusunda, Mahsun'un kendi işini yapmayıp,
yönetmenliğe soyunduğu bu filmi de seyretmeme kararı aldım. Dostlukla..
Pilli Petro,
elbette ))İzle konuşuruz ))
Guven,
haklısınız açlğımızı susuzluğumuzu gidermek için sanat.Gittiğin gibi dönünce de hoş olmuyor.
teşekkür ederim.
Kısaca Fd,
çok beğendiğini değil de emeğe saygı gösterdiğini düşünmüştüm :)
Şablon konusunu hallettim sağol )navbar la ilgili bir kodu kaldırdım oldu ))
Teşekkürler
aslan,
aslında bu şekilde etkilemek istemem kimseyi ama o zamanda niye yazdın dersiniz :))
Mahsun'un daha zamanı var diye düşünüyorum; adamın 1-2 filmiyle büyük kıyametler koparılmasına da şaşırıyorum. Diğer filmlerini Türkmax kanalında gördükçe yarım yamalak seyrettim ama onları da beğenmedim. Bu filmi de merak etmiyorum seyretmeye de gitmeyeceğim...gazete yorumlarından da beğenen çıkmamış zaten.
aaa unutmuşum; blogunun yeni yüzünü ise daha çok sevdim; hayırlı olsun.
Öncelikle bloğunun yeni şablonunu kutlarım sevgili Dalgaları Aşmak. Daha aydınlık, ferah olmuş.:) Filmi duymuştum, buralara geldiğinde -gelirse- izleyeceğim. Yaptığın değerlendirmeler sonucu, daha dikkatli izlememe neden olacak. Sevgilerimle
Yemek etk. hatırlatmak istedim.:)
Öncelikle, yeni temanı güle güle kullan. Çok beğendim.
Filmle ilgili görüşlerini önemsedim ve seyretmeyeceğim. Vaktim değerlidir benim :))
Son sahnelere yakın 80'lik nineye pembe ruj sürdükleri dile düşmüş. Bir de filmin adına rağmen İstanbul, New York, Bitlis üçgeninde geçen sahnelerin neden hiçbirinde ''Bitlis'te beş minare'' türküsü çalınmadığı soruluyor. E, haklılar tabii :)
Sevgilerimle..
Sağol usta masraftan kurtardın.
ben de hiç beğenmedim filmi...özellikle yönetmenlik sıfır...senaryo dediğin gibi kopuk...basit bir amerikan aksiyon filmi tadı verilmeye çalışılsa dahi olmamış
Anlaşıldı Kaptan.
minimalist,
teşekkür ederim aydınlık iyi olmuş değil mi :))
mahsun'un çok fırın ekmek yemesi lazım iyi bir sinemacı olmak istiyorsa ))
Jİvago,
Teşekkürler ))
izleyiniz tartışalım ))
Zeugma'cığım,
çok teşekkürler.Tebdil_i mekanda ferahlık vardır diye boşuna söylememişler ))
Filmin finalinde bitlis'te beş minare çalıyordu ama başka müziklerle içiçe :))bayağı bir kulak kabarttım ))
Sevgiler canım...
Hüseyin Usta,
Rica ederim ne demek lafı mı olur )))
junon,
hemfikiriz demek :))
sevgiler
Ecehan :))))
Sevgiler
Yeni teman çok sade çok ferah olmuş içim açıldı...zaman zaman değiştirmek gerek bence de:)iyi yapmışsın...
Bu arada adından pek sıkça söz edilen film hk.daki yorumlarını kesinlikle dikkate alıyor olacağım.Güdülen mantalite belli!niye Amerikan aksiyon filmlerine özenti duyulur anlamak mümkün değil!ne sağda ne solda ne olduğu belirsiz bir yolda!anlaşılmıştır:)
teşekkür ederim bu güzel paylaşım ve değerli yorumlarına...
sevgilerimle...
izlemedim. mahsun için iyi bir film olabilir sanırım. ama, populisttir mutlaka. haklısın sanırım yorumunda.
uzun zmndır beklediğim filmden bloglarda yazılanlar yüzünden izlemeyeğimm zevkinize güveniyorum :)
Yorum Gönder