15 Eylül 2011 Perşembe

ŞİİR, TUTKU ve POSTACI





"Bir şiir açıklandığı zaman sıradanlaşır.Önemli olan okurken hissettiğindir.Ruhunun yorumlaması..."


Dalga sesleri ve şiirlerle dolu bir film izlemek isterseniz işte Il Postino ( Postacı )... Muhteşem güzellikte sıcacık bir adada yaşam, saf temiz bir aşk, güzel müzikler...Sadeliğin ve insani duyguların güzel anlatımı...

Bir italyan balıkçı köyünde geçen film, sıradan bir adamın, uzaktan sevdiği güzel bir kadının ve hayatlarını sonsuza dek değiştiren, gelmiş geçmiş en büyük şairlerden biri olan Pablo Neruda'nın hikayesini anlatıyor. Kendisini şiirle keşfeden bir adamın hikayesi... Aşkı, politikayı, herşeyi keşfediyor.


"hem de tam o yaşta… beni arayan şiir
birden geliverdi. bilmiyorum, nerden geldi.
kıştan mı, bir nehirden mi bilmiyorum.
kim bilir nasıl ve ne zaman.
hayır, sesler değildi, sözcükler
değildi, ne de sessizlikte gelen,
ama bir sokaktan çağrılıyordum,
gecenin dallarından,
birdenbire başka yerlerden,
azgın yangınlar içinden
ya da bir başıma dönerken,
orada yüzüm bile belirsiz,
gelip bana dokunuverdi...."




Il Postino çok naif bir film. Anlamlı, romantik, sonuyla ise yaralayıcı... Sonunun bu kadar dramatik olması beni sarstı ama belki de sonu nedeniyle ayrı bir yer tuttu bende.


Filmin senaristi ve başrol oyuncusu Massimio Troisi'yi de anmadan geçemeyeceğim. Düşük bütçeli komedi filmleri yapan italyan oyuncu Massimio Troisi, kitabın italyanca versiyonu bulmuş ve postacı Mario karakterine aşık olur.Telif hakları, yönetmen falan derken filmin yapım aşamasına gelinir.Çekimin ilk haftasında, küçüklüğünden beri var olan kalp hastalığı nükseder ve kalp nakline ihtiyacı olduğu ortaya çıkar.Ama herşeyi göze alarak filmi bitirir. Montaj aşamasında hayata veda eder Massimio Troisi... Film Massimio 'ya adanır. Ne yazık ki yaptığı bu muhteşem filmin başarılarını göremez.

12 Eylül 2011 Pazartesi

8 Eylül 2011 Perşembe

Bir Fransız Nasıl İngilizce Konuşturulur?



Fransızların kendi dillerine hassasiyetleri açık. Haklarında en çok " başka dil konuşmayan millet " tanımlaması yapılır. Esprisi bile vardır , " ellerine dünya çapında bir anket verir ve ingilizce cevaplamasını rica edersiniz, adamlar üşenmez kendi dillerine çevirir üstüne bir de öneriler kısmını fransızca doldururlar" diye...

Tek kelime fransızca bilmeyen yedi arkadaş Paris gezisinde...Ellerinde Paris şehir haritası ve metro haritası... Yer Paris metrosu...

Binecekleri hattın metrosu gelir fakat iki durak geri gidip, aynı metroyla inecekleri durağa devam edeceklerdir. Son durağa gelirler metro boşalır, yedi arkadaş devam için oturmaktadırlar. İnen yolculardan biri geri dönüp telaşlı bir şekilde inmelerini işaret eder. Metronun tünele çekileceğini zannederek inerler. Ama sadece üçü inmiştir. O sırada metro hareket eder ve üç kişi dışarda dört kişi içerde bakakalırlar. Ne yapalım derlerken aynı hat için bir metro daha gelir ve ona atlarlar. Onlar otururken metro boşalır.Bununla devam eder arkadaşlara da telefon ederiz derken metro hareket eder ve hemen durur. Tünele çekilmişlerdir. Şaşkın şaşkın kalakalırlar. Ne yapacağız derken biri imdat kolunu görür ve asılır.Ve gördükleri her kolu çekerler. Bununla da yetinmezler, açık olan üst camlardan "mösyöööö mösyööööö " diye seslenmeye başlarlar. Niçin help değil de mösyö nedeni bilinmiyor :)) Sanırım Fransızların ingilizce konuşmadıkları konusunda uyarılmalarından :))

Derken ilerki vagonlardan kapı sesleri duyarlar.Bir adam gelmektedir. Makinist gelir ve üç kadını görür görmez avaz avaz bağırmaya başlar. Ama üç kadın ifadesiz bir yüzle adama bakmaktadır fransızca bilmiyorlar ki :)) Adam iyice çıldırır ve ingilizce başlar bu sefer. Aon olarak "sit down" diye bağırır, alarmları kapatır kapıları çarpa çarpa gider. Üç arkadaş gülme krizindeyken yine çarpılan kapıları duyarlar. Adam hışımla gelir, kapatmayı unuttuğu son alarmıda kapatarak, tekrar ingilizce olarak " üç kişisiniz niçin dört alarm " diye bağırarak gider.Ve biraz sonra hareket eder.Metro üç kadının kahkahalarıyla çınlamaktadır.

Hatırladıkça hala kahkaha atıyorum :))