29 Aralık 2009 Salı

Yıl biterken...



"bir yıl daha bitiyor
düşlerim,tasarılarım,yarım kalmış onca şey
her yıl biraz daha kısalıyor öncekinden
bana mı öyle geliyor
yoksa daha mı hızlı ilerliyor zaman
insan yaşlanırken?"
murathan mungan



Bir yılı daha geride bıraktık.365 gün...Sersemletici bir şekilde hızlı geçti sanki.En azından benim için öyleydi.Takvim herkes için aynı ama zaman hepimizin içinde , kazandıklarımız, kaybettiklerimizle farklı ilerliyor.2010, öncelikle ülkem ve bizler için puslu bir yıl olmaz umarım.Yıl biterken, yeni yılda hayallerinizin, beklentilerinizin gerçekleşmesi ve sevdiklerinizle sağlıklı güzel günler dileğiyle sevgilerimi gönderiyorum.


27 Aralık 2009 Pazar

26 Aralık 2009 Cumartesi

Sevgilerde...



Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.

Bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
Bir bakış bile yeterken anlatmaya herşeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı
Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telaşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.

Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz
Yahut vakit olmadı

25 Aralık 2009 Cuma

Deli Deli Olma...



"Deli Deli Olma" karların içinde, sıcacık, sımsıcacık, içimi ısıtan bir filmdi.Film biter bitmez geçtim blogun başına.Afişinde de yazıldığı gibi "küçücük bir dünyada kocaman yüreklerin hikayesi".Bu filmle, Kars'ta yaşayan Malakanlar'la tanıştım, aşk ve nefretin ikiz kardeş olduğunu bir kez daha gördüm.
1877 Osmanlı-Rus harbinden sonra Malakan'ların ir kısmı, Rusya'dan Kars'a göçe zorlanır.Göç edenler arasında Mişka'nın (Tarık Akan) ailesi de vardır. Bir zamanlar köyün değirmenini işleten 70'li yaşlardaki Mişka, modern makineler çıktıktan sonra, işini yapamamış ve maddi sıkıntıya düşmüştür. Köyün huysuz ihtiyarı Popuç (Şerif Sezer), Mişka'dan nefret eder ve köyde yaşamasını istemez. Köylüler bir zarar görmedikleri, hatta sevdikleri kendi halinde, barışçı, yardımsever Mişka ile Popuç arasında kalmışlardır.Mişka'nın ailesinden kalmış olan piyano,borc yüzünden köyde ahır ahır dolaşmaktadır.Popuç'un torunu Alma ise bu piyanoyu çalabilmek için herşeye razıdır.Mişka ve Alma arasında oluşan sıcak bir dostluk üzerinden köyün kendine has hikayeleri ortaya çıkar.
Oyunculukları söylememe gerek bile yok.Mişka'nın söylediği ve Alma'yada öğrettiği "Bir sarmaşık olsaydım" şarkısı da bayağı içimi burktu.Finalde yaşlar döküldü ama kesinlikle duygu sömürüsüne girmeden yapılmış sahnelerdi.

"bir sarmaşık olsaydım,
sıkıca tutunsaydım bir yere.
sökülüp atılmasaydım,
köklerimi salsaydım derinlere.

bir sarmaşık olsaydım,
dolasaydım gövdemi döne döne.
günlerce aynı yerde kalsaydım,
hareketsizlikten uyusaydım.

bense ayrık otuyam,
her çıktığı yerden sökülen.
samaşık olmak isteyipte;
basit bir ot bilinen.

bir ayrık otuyam,
kökü olmayan, sevilmeyen.
sarmaşık olmaya özenen;
öylece bir ot işte..."

Bir kez daha izler miyim? Kesinlikle evet...



23 Aralık 2009 Çarşamba

Sevdadır...

Sabah kitaplığın tozunu alırken "Sevdadır" geçti elime. Her okuduğumda beni bir kez daha sarsan mısraların kitabı.

"ey gecede unutulmuşluğun suçluları
ey yalnızlığın yanlış yargılayıcıları
suçum : nefreti öksüz bırakmak
savunmam : sevgimi yüceltmek içindir."

Yaşaydı bugün 61 yaşında olacaktı Arkadaş Zekai Özger. Ama, bir yurt baskınında başına aldığı darbeler sonucu, henüz 25 yaşındayken beyin kanamasından hayatını kaybetti. O kısacık ömründe, her biri diğerinden çarpıcı, defalarca okunası şiirler yazdı.

"şuramızda birşey var
acıya benzer
umuda benzer
böyle günlerde hayat
hem acıya, hem acıya benzer
gün ölümle başlatıyor hayatı
her şafak taze bir ölünün üstünde doğuyor
her sabah ölümü anlatıyor gazeteler
sol köşede ölümü kutsallaştıran bir fotoğraf
yeni bir cinayetin röntgenini çıkartıyor gövdeme
beynim sabırla keskin
iğdişliyor haber bültenlerini, yorumları, sahte ölüm ilanlarını
bizim ilanlarımız çoktan verilmiştir
gelirse de bilinir nerden ve nasıl
böyle ölümün yücedir adı
ha kanağacı canım, ha gelincik tarlası
çünki ölümün kanıdır besleyen
bir başka baharın tohumlarını
şuramızda birşey var
bizi onduran şey
acıya saran
umudu kuşatan

kalbim: kalbim mi desem
var kalbim: yaşayan ben
hayatla ölümle cinayetle
gazetelerde, radyolarda, eski üniversitelilerde
eski prof hocalarla
yaşayan ben: geç mi kaldık/kabul edemem
ah benim sevgili annem
oğlunda elbet yurtseverden
birgün bırakırda sizi yüzüstü
yüzüstü değil: elbette bizüstü
bırakır da: kötü sarmaşıkları, yaban güllerini
bırakır da: sekizyüzlük hırtları, şunları, bunları
giriverir senin sıcacık kucağına
yani hem sana karşı, hem senin için
giriverir o yanılmaz tarihçinin yaprağına
ölüm mü dedim annem
ölüm senin gibi güzel annelerin
senin gibi güzel çocuklar feda etmiş
o tarih atlasında
bir kırmızı gül olur ancak
koksun diye çocukların bahçesi

şuramızda, tam şuramızda
kanserli bir virüs gibi kanımıza karışsa da bizi yaşatan günler perişan

işte bir bir kırıyorlar dalıylan
yeryüzünün olgunlaşan meyvelerini
çünki biliyorlar vakit dar
oysa dalları kırılmayan ölür mü sonsuz ağaç
hayatı pekiştiren kökümüz var
dünyayı emeğe kazandırmak için
hayata ve ölüme sonsuz bir anlam veren
kanağacına sözümüz mü var

biz şimdi gidiyoruz gibi ya dostlar
birgün döneriz elbet
acısız, adsız

ölümsuyu sürünün
sürünün ölümsuyu
bir ölü bir dirinin kanıdır
besler hayatsuyu

şuramızda, tam şuramızda
tarihe nasıl anlatsam

ey anneleri korkutan
bizi yaşatan kan

günler perişan






21 Aralık 2009 Pazartesi

20 Aralık 2009 Pazar

Anlayış Engelliler



Sabahları en büyük keyfim, kahvaltı masasında, çay ve sigara (sigara sağlığa zararlıdır) eşliğinde gazetemi okumaktır.Ama gazeteyi açtığımda karşılaştığım manşet bir anda sinirlerimin zıplamasına neden oldu.Başlık aynen şöyle : " Eylemci engelliyi vatandaş kovaladı "
Engelliler, " metrobüs durağını kullanamıyoruz" diye belediyeyi göreve çağırmak üzere eylem yaparken, bir kaç dakika bekleyen vatandaş tepki göstermiş." O zaman sokağa çıkmayın"...Bu nasıl bir aymazlıktır? Bu kadar mı duyarsız, bu kadar mı bencil olduk ? Sanki bütün hislerimizi felce uğrattık.
Çok üzüntü duydum.Hiçbirimizin unutmaması gereken bir şey var. Hepimiz birer potansiyel engelliyiz.

18 Aralık 2009 Cuma

MiM...



Sevgili Bekriya tarafından "mim" lenmişim.Konumuz "2010'dan ne isterim?"

Her yıla bir sürü dileklerle başlarız, bir bakarız, hay huy içinde bitivermiş koca yıl.Atlı kovalıyor ya, dileklerimiz hatırlamayız bile...Atlıya söyleyeceğim, benide alsın terkisine hiç değilse biraz aksiyon olur:)
Gelelim beklenti ve dileklereee...Öncelikle,elbette bir klasik, sağlık ve huzur.Hem aileme hem ülkeme (ülke konusunda hiç umudum yok gerçi ).2010' da kişisel bir sergi açabilsem hiç fena olmaz hani.Fena olmaz ne demek, harika olur.Uçarak gezerim :)Bu arada 18.12/26.12 tarihleri arasında Optimum AVM de karma sergiye katılıyorum üç resimle.Bu sergiyle ilgili, 15 Aralık Çarşamba günü,TRT1 radyosuna canlı yayın konuğu olmuştum.Mim le alakası yok ama araya sıkıştırıverdim işte :))Bir yerlerden de para çıksın tabi ( hemen piyango bileti alayım :))Bol bolda seyahat edeyim :)
Ne desem ki başka ? Aslında biliyor musunuz, şu olsun bu olsun dememişimdir hiç.Her sene klasik cümlem " bu yıl geçen yılı aratmasın" olmuştur daima.Dilerim aratmaz derken, bana bu mimi paslayan sevgili Bekriya'ya teşekkürlerimi bir borç bilirim :)
Geldik zor kısıma, kime paslayacağım ben ?

mr_loney
Hurdacı
Sözün Özü
Bekdik
Mim lendiniz :)

17 Aralık 2009 Perşembe

Uçmak için kanatlarım olsun isterdim (Kiwi)



Birkaç sene önce bu animasyonu izleyince çok hüzünlenmiştim.Bugün tekrar rastladım Kiwi 'ye ve es geçemedim.

Uçmak için kanatlarım olsun isterdim
Uçmak için...
Özgürlüğün olduğu yere varmak için
Özgürlük ki,kuşlar gibi,
Özgürlük ki,
Hiç kimse bana sormasın:''Nereye gidiyorsun''?


Yaşam bir ifade biçimi, ölüm ve doğum biçimin sadece birer içeriği. Öğrenmek, keşfetmek ve paylaşmak nefes almaktan daha hayati çoğu zaman.


14 Aralık 2009 Pazartesi

Başlıksız





"Beden güçlüyken, yaşam ve ölüm eşittir. Zamanla, insan yaşlandıkça bu eşitlik bozulmaya yüz tutar ve ancak o zaman hayatın değeri gerçek anlamda kavranabilir."

11 Aralık 2009 Cuma

Kömür Karası



"Siyah akar Zonguldak'ın deresi
yüz karası değil, kömür karası
böyle kazanılır ekmek parası."

Orhan Veli bir zamanlar Zonguldak'ta yazmış bu dizeleri.Maden işçilerinin kaderi hiç değişmeyecek.Göçük altında kalan, grizu patlamalarında, daha orta yaşlarına bile gelmeden hayatlarını yitiren insanlar, madenciler...

Sanırım , madenciler için gökyüzü umut demek.hergün madenden çıkarken vuran güneş ışıkları onların birgün daha yaşadığının ve yaşayabileceğinin umudu.Ve girerken madenden içeri, bir daha o maviliği görüp görmeme hesabı.Asıl korkunç olanı, geride bıraktıklarını bir daha görememek, öpememek, selamsız sabahsız çekip gitmek.

Bursa'da,dün,ondokuz maden işçisi son kez sevdiklerini ve güneşi kucakladılar, indiler madene.Şimdi soluksuz kaldıkları tünelleri onlar kazmıştı.Kendi mezarlarını...

10 Aralık 2009 Perşembe

Küçük Fotoğrafçı



Küçük yaşta eline fotoğraf makinasını alıp, düştü babasının peşine.Kendi kendine takılıp,"oğlum ışığa dikkat ediyor musun?" gibi uyarılara omuz silkip, kendince çekiyor.Çokta güzel çekiyor.2007 Doğada Görüntü Avcılığı (Hemşin) yarışmasında, aşağıdaki fotoğrafla 3.lük aldı.



Ankara Milli Eğitim Müdürlüğü'nün düzenlediği "Ankara'da Yaşam" konulu yarışmaya iki fotoğrafla katıldı ve o iki fotoğraf ona ikincilik ödülünü getirdi.



Sevgili yeğenimi kocaman kucaklıyorum.

5 Aralık 2009 Cumartesi

Kavşak





"Ya bir gemi var bu saatlerde beklediği,
ya da sulara bırakıverecek kendini.
öylesine ince bir denge ki! "

2 Aralık 2009 Çarşamba

Labirent



D

oğru yolu bulmak için kaybolmak gerekir..labirent, içine giren kaybolsun ve dolaşsın diye yapılır. ama labirent, o aynı kişiye, yeni bir plan çizmesi ve labirentin gücünü yok etmesi için bir başkaldırıyı da düşündürür. bunu başardığı takdirde insan labirenti yıkacaktır; onu boydan boya geçen biri için labirent yoktur.


(Resim Jacek Yerka)